DİSK 51. yaşında: Yeni bir sendikal hareket için ileri!

DİSK’i var eden koşullar, işçi sınıfının baskı ve sömürü karşısında büyüyen hoşnutsuzluğu ve ayağa kalkışıdır. Türk-İş yönetiminin uzlaşmacı-icazetçi anlayışına karşı fiili-meşru eylem çizgisinin hayata geçirilmesidir. Bunun gerçekleşmesi sürecinde fabrika ve işyeri komitelerinde birliğini sağlam zeminlerde kurmuş öncü işçilerin varlığı belirleyici olmuştur.

13 Şubat 1967 Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kuruluş tarihi. O tarihte 5 kişi İstanbul Valiliği’ne verdikleri dilekçeyle DİSK’i kurmak için adım atıyorlar. Bir gün öncesinde T. Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve T. Gıda-İş sendikaları gerçekleştirdikleri ortak kongre ile bu kararı alıyorlar. Peki DİSK’in kuruluşu bu kongre ve verilen dilekçeden mi ibarettir? Elbette değildir. Bunun için öncesi ve sonrasıyla bu süreci değerlendirebilmek, DİSK’i yaratan ve var eden koşulları görebilmek gerekir.

Çarpıcı bir örnek olarak vertmek gerekirse 1961-70 arası dönemde 762 işçi eylemi gerçekleşmiş, bunların 539’u grev, 45’i işgal, 82’si pasif direnme, 69’u miting ve yürüyüştür. Bu veriler, DİSK’in kuruluş sürecindeki sınıf mücadelesinin düzeyini göstermektedir.

***

1952 yılında Türk-İş kurulur. İşçi sınıfını denetim altına tutabilmek adına ABD’nin telkinleri ve sermaye devletinin girişimleri ile kurulan Türk-İş kurulduğu andan itibaren işçi sınıfını düzen sınırları içerisinde denetim altında tutmaya çalışır. Türk-İş’in kuruluşu daha belirgin bir sınıf hareketi oluşmamışken gerçekleşmiştir ve bir ön hazırlık niteliğindedir.

Özellikle 1950 ve 1960’larla beraber Türkiye’de gelişim gösteren kapitalizm, işçi sınıfı hareketini mayalayan önemli sonuçlar doğurmuş, işçi ve emekçilerin mücadele sahnesine çıkışını hızlandırmıştır.

Aralık 1961 yılında İstanbul İşçi Sendikaları Birliği tarafından gerçekleştirilen ve 100 bin işçinin katılımıyla gerçekleşen Saraçhane Mitingi, Türk-İş’in işçi sınıfı üzerindeki denetimini kırmaya yönelik önemli bir adımdır. İşçilerin Türk-İş’in ataletinden, icazetçi ve uzlaşmacı tutumundan ne kadar rahatsız olduğunu gösteren kitlesel bir eylemdir söz konusu olan. Yaklaşık 1 yıl sonra gerçekleşen Kavel Direnişi (Ocak 1963), grev hakkının fiili grevle kazanıldığı, fiili-meşru eylem çizgisinin hak alma mücadelesindeki önemini gösteren görkemli bir direniştir. 1964 Sungurlar Grevi, 1965 Zonguldak Maden Direnişi, 1966 Paşabahçe Grevi ve bu süreçteki birçok eylem, direniş ve grev adım adım DİSK’in kuruluşuna giden yolun taşlarını döşemiştir.

Bütün bu süreç boyunca Türk-İş mevcut hükümetlerle ilişkileri geliştirmeye, işçi sınıfını düzen politikalarına çekmeye çalışmıştır. Türk-İş  1960 yılında düzenlediği “Komünizme Tel’in” (Komünizme Lanet) mitingleri ve 1964’te 5. Genel Kurul’da aldığı “partiler üstü politika” kararı ile işçi sınıfını düzen sınırlarında denetim altına alma çabasını sürdürmüştür. Uyuşmazlıkla sonuçlanan toplu sözleşme sürecinin ardından grev kararı alınan Sungurlar Kazan fabrikasında, Türk-İş yönetimi  grevin bitirilmesini istemiştir. Bu talebe rağmen greve çıkılmış, Türk-İş’in uzlaşmacı ve işbirlikçi tavrının karşısında durulmuştur. 1966’da gerçekleşen Paşabahçe Grevi’nde de önce grevi destekleyen Türk-İş yönetimi sonrasında desteğini çekmiş, grevin karşısında durmuştur. Bunun karşısında birçok sendika Türk-İş yönetimine karşı tutum alarak grevi desteklemiş, Sendikalar Arası Dayanışma Komitesi kurulmuştur.

Bütün bu gelişmeler, işçi sınıfının militan direnişleri, grevleri, eylemleri ve tabandan gelen basıncı ile gerçekleşmiştir. Uzlaşmacı-icazetçi mücadele anlayışı fiili olarak aşılmış, hareket fiili olarak kendi örgütsel zeminlerini yaratmaya başlamıştır. DİSK’in 13 Şubat 1967’deki kuruluşu atılan bu adımların ve aşılan bir eşiğin adının konmasıdır.

Bir dipnot olarak şunu da belirtmek gerekir ki, bütün bu süreç boyunca Türkiye İŞçi Partisi’nin (TİP) kuşkusuz bir rolü vardır. 1961 yılında TİP’in kuruluşunda yer alan ve Türk-İş’in içerisinde muhalefet örgütleyen sendikacıların varlığı, DİSK’in kuruluşuna öncülük eden sendikaların yönetiminde TİP’lilerin belirgin bir ağırlığa sahip olduğu ortadadır. Ancak unutmamak gerekir ki, burada belirleyici olan işçi sınıfının tutumudur. Bu tutum Türk-İş’in aşılmasında nasıl belirleyici bir rol oynamışsa çok geçmeden DİSK’i de anlayış ve eylem planında birçok kez aşmıştır. Bunun örgütsel sonuçlarına vardırılamamış olması bilinç ve örgütlülük düzeyindeki zayıflıktan gelmektedir. TİP’in bu süreç boyunca gelişen sınıf hareketine öncülük ettiğini söylemek zordur. Gelişen sınıf hareketindeki öncülük boşluğunu değerlendirmiş, kendi sınırlarına varana kadar önünde yürümüş, bu sınırlara ulaşıldığında da  durdurmaya çalışmıştır. Başka bir deyişle yükselen sınıf hareketinin peşinden sürüklenmişlerdir.

DİSK’in kuruluş sürecinde ve sonrasında yaşanan fabrika eylemlerinde ve örgütlenme süreçlerindeki belirleyici faktör fabrika örgütlülüklerinin sağlamlığındadır. Fabrika zeminindeki bu güç temel bir dayanak noktası haline gelmiştir ve o dönem DİSK gücünü tam da buradan almaktadır.

1968 yılında TİS sürecindeki Derby fabrikasında gerçekleşen işgal ile birlikte işçi eylemleri bir adım ileriye taşınmıştır ve işgallerin önü açılmıştır.

DİSK’in, mücadeleci-öncü işçilerin adresi olmaya başlaması sermaye devletini harekete geçirmiştir. 1317 sayılı yasanın 9. maddesinde gerçekleştirilen değişiklikle bir konfederasyonun Türkiye çapında kurulabilmesi ve faaliyet gösterebilmesi için sendikalı işçilerin 1/3’ünü örgütlemesi şartı getirilmiştir. Bu değişiklik ile Türk-İş barajı geçmiş ancak DİSK altında kalmıştır. Bu değişiklik ile DİSK’in kapanması ve Türk-İş’in tek konfederasyon olarak varlığını sürdürmesi planlanmaktadır.

Ancak 15-16 Haziran eylemleri ile Ankara, İstanbul, Kocaeli merkezli üretimi durduran işçiler sokaklara dökülmüştür. Sadece DİSK üyesi işçiler değil, yüzlerce fabrikada yüz binin üzerinde işçi eylemlere katılmıştır. 4 işçinin öldüğü, meydanların işçiler tarafından zapt edildiği, patronların ülkeyi terk ettiği bu iki gün boyunca işçi sınıfı gücünü dosta-düşmana göstermiştir.

DİSK ve Türk-İş üyesi işçilerin ortak inisiyatifi ile gerçekleşen ve DİSK’in kapatılmasının önüne geçen bu 2 günlük işçi direnişine hiçbir DİSK üst yöneticisinin katılmamış olması bir yana, eylemlerin ikinci günü DİSK yönetimi işçilere radyodan “sükunet” ve eylemleri bitirme çağrısı yapmıştır.

15-16 Haziran Direnişi’nin ardından 4.318 öncü işçi işten atılmış, DİSK yönetimi sesini çıkarmamıştır.

1971 darbesi ile kısa süreliğine geri çekilen sınıf hareketi 1974 yılında tekrardan sahneye çıkmıştır. DİSK’in tarihinde önemli bir yer tutan DGM Direnişi, faşizme ihtar eylemleri, Taksim’deki kitlesel 1 Mayıs eylemleri 12 Eylül 1980 darbesine kadar yükselen sınıf hareketinin geldiği düzeyi bizlere göstermektedir.

Sonuç olarak DİSK’i var eden koşullar, işçi sınıfının baskı ve sömürü karşısında büyüyen hoşnutsuzluğu ve ayağa kalkışıdır. Türk-İş yönetiminin uzlaşmacı-icazetçi anlayışına karşı fiili-meşru eylem çizgisinin hayata geçirilmesidir. Bunun gerçekleşmesi sürecinde fabrika ve işyeri komitelerinde birliğini sağlam zeminlerde kurmuş öncü işçilerin varlığı belirleyici olmuştur.

Dönemin yükselen sınıf hareketi nasıl ki, fabrika temelinde güçlü-sağlam örgütlülükler ve fiili-meşru eylem çizgisi ile Türk-İş’i aşarak kendi yolunu çizmiş ve DİSK üzerinden örgütsel zeminlerini yaratmışsa, bugün de icazetçi-uzlaşmacı sendikal düzenin aşılmasına ışık tutmaktadır.

R. U. Kurşun