Ekim Devrimi, işçi sınıfı ve sınıf örgütleri - D. Güneş

Ekim Devrimi’ne kadar sınıf kitleleri işçi komisyonlarından sendikalara, sosyal sigortalar kurumundan fabrika komitelerine kadar pek çok örgütlenme deneyimi yaratmışlardır. Ancak kitlelerin öz inisiyatifinin ürünü olan sovyetler çok daha özel bir yerde durmakta, en geniş emekçi kitleleri kapsayan örgütlenme olmalarının yanı sıra, iktidar organı olarak da tarihsel bir misyon taşımaktadır.

Parti, sınıf, devrim!

Ekim Devrimi, Bolşevik parti önderliğinde işçi sınıfı ve emekçi köylülüğün ayağa kalktığı görkemli bir toplumsal devrimdi. Proleter kitlelere yön gösteren devrimci bir parti olmadan devrimin zafere ulaşmasının olanaklı olmadığını gösterdiği gibi, işçi sınıfının tarihsel devrimci misyonunu da kanıtladı.

Rusya’da marksistler, gelecek devrimin temel öznesinin işçi sınıfı olduğunu erken bir tarihte görmüşler, tüm çabalarını işçi sınıfının örgütlenmesine hasretmişlerdir. 1800’lü yılların sonlarında Rusya’da ilk sınıf örgütlülükleri yeşermeye başlamış, Ekim Devrimi’ne kadar sınıf kitleleri işçi komisyonlarından sendikalara, sosyal sigortalar kurumundan fabrika komitelerine kadar pek çok örgütlenme deneyimi yaratmışlardır. Ancak kitlelerin öz inisiyatifinin ürünü olan sovyetler çok daha özel bir yerde durmakta, en geniş emekçi kitleleri kapsayan örgütlenme olmalarının yanı sıra, iktidar organı olarak da tarihsel bir misyon taşımaktadır.

Rusya’da Sovyetler

Genel planda sovyetler, doğrudan seçtikleri temsilcileri aracılığıyla kitlelerin kendilerini ilgilendiren sorunlarda söz sahibi oldukları, kamu yaşamına dolaysız katılımlarının aracı olan mekanizmalar olarak tanımlanabilir.

Burjuva devrimler döneminde feodal egemenliğe, otokratik-monarşik rejimlere karşı çıkan emekçi kitleler, kendi özlem ve taleplerini ifade ettikleri, inisiyatif kullandıkları demokratik mekanizmalar yaratmışlardır. İngiliz Devrimi’nde askerler arasındaki örgütlenme, Fransız Devrimi’nde kulüpler bunun örnekleridir. En ileri örneği ise Paris Komünü’dür. Kitlelerin öz inisiyatif ile kurulan Komün, çok kısa sürse de, işçi kitlelerinin ilk iktidar deneyimi olmuştur.

Sovyetler ile burjuva devrimleri dönemindeki kitle örgütlenmeleri arasında doğrusal bir bağ kuşkusuz kurulamaz. İşaret edilmesi gereken en temel nokta, devrimlerin itici gücüyle mücadele sahnesine çıkan emekçi kitlelerin kendi gelecekleri konusunda söz söyleme ve inisiyatif sergileme isteğidir.

Kendisinden önceki tüm kitle örgütlenmeleri ve inisiyatifi biçimlerinden her açıdan ileri olan sovyetler, Rusya’nın kendine özgü koşullarının ürünü olmuştur. Rusya’nın geçmişinde köklü bir gelenek olan, ortak mülkiyete dayalı ortak karar alma mekanizmalarının olduğu köy komünleri, Rus işçilerinin kırla bağı kopsa dahi, bilincinde bir yer tutmaktadır. Ancak asıl belirleyici olan, Rusya’da kapitalizmin gelişmesiyle birlikte kentlerdeki büyük fabrikalara akan ve sayısı hızla artan işçi sınıfının karşı karşıya kaldığı son derece ağır çalışma koşulları, otokratik çarlık rejiminin en temel demokratik istemleri yok sayan baskıcı politikalarıdır.

Rusya’da sovyetlerin ortaya çıkışı 1905 Devrimi’ne dayanır. Kitlelerin devrimci örgütlerinden iktidar organına dönüşen sovyetlerin ortaya çıkışını anlamak için işçi hareketinin gelişim seyrine bakmak gerekir.

Rusya’da marksistler 1800’lü yılların sonlarında işçi sınıfı içinde örgütlenmenin adımlarını atarlar. Ağır baskı koşullarında yoğun saldırı ve tutuklamaları yaşarken, oluşan işçi çevreleri sıklıkla dağıtılır ve yasaklanır. Çarlık rejimi, işçilerin en küçük örgütlenme girişimlerine bile tahammül göstermez. Bu süreçte gündeme gelen işçi yardımlaşma sandıkları ve grev komiteleri uzun soluklu olamaz.

Bu saldırılara rağmen bir dizi kentte büyük işletmelerde fiili grevler engellenemez. Rus sosyal demokratlarının sınıf içinde çalışmalarının yoğunlaşmasına da paralel olarak adım adım yükselen sınıf hareketi karşısında, hareketi denetim altına almak amacıyla, fabrika yöneticileri ve yetkililerle işçilerin taleplerini görüşecek işçi temsilcileri seçilir. İktidarın kendi attığı bu adım bile işçi temsilcilerinin işten çıkartılması ve tutuklanmasıyla sonuçlanır. İşçi hareketini denetim altına alıp devrimci akımlarla buluşmasını engellemek amacıyla polis sendikacılığı (Zubatovculuk) gündeme getirilir. Ancak, devrimci işçiler tarafından örgütlenmelerini büyütmenin aracına dönüştüğü için bir süre sonra kapatılır.

Rusya’da devrimci akımların güçlenmesi, işçi hareketinde örgütlenme ve mücadele isteğinin artması, farklı bölgelerde grevlerin gerçekleşmesi karşısında, yine hareketi denetim altına almak için 1903 yılında fabrikalarda duayenler (uzmanlar) gündeme getirilir. Oluşturulan komisyonlarla fabrikalarda temsilci seçimleri gerçekleştirilir, bu amaçla işçilerin taleplerini ortaya koyduğu toplantıları yapılır. Ancak işçiler işverenlerin ve hükümet yetkililerinin çizdikleri sınırları tanımaz, duayenlerin belirlediklerini değil kendi temsilcilerini seçerler. Sınırlar aşıldığı için temsilcilik mekanizması yasaklanır.

Bu dönemde gerçekleşen grevler ekonomik istemler üzerinden şekillenir. Bolşeviklerin siyasal ajitasyonlarına rağmen bu süreçte siyasal istemler sınırlıdır. Ancak ülkenin siyasal atmosferi işçi sınıfı ve emekçi kitleleri derinden etkilemektedir. Rus-Japon savaşının yıkıcı sonuçları, kırlarda köylülerin toprak talebiyle gerçekleştirdiği eylemler ülkedeki siyasi krizi derinleştiren bir rol oynamaktadır. İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır.

Sınıf hareketinde sıçramaya yolaçan ve 1905 Devrimi’ni tetikleyen, yine bir polis örgütlenmesi olan Fabrika İşçileri Birliği’nin başındaki Papaz Gapon’un çağrısıyla Kışlık Saray’a yürüyüşte gerçekleşen katliam olur. Tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen katliamda binin üzerindeki işçinin ölmesi, işçi sınıfının bilincinin gelişiminde ve örgütlenmesinde bir eşiği tanımlar. 1905’te kurulan sendikaların yanı sıra pek çok kentte fabrika komiteleri kurulur. Grevlerin yoğunlaşması ve farklı işkollarına yayılmasıyla, parçalı mücadeleleri birleştirmek bir ihtiyaç haline gelir. 1905 Ekim ayında, St. Petersburg İşçi Temsilcileri Sovyeti bu ihtiyaca yanıt vermek üzere kurulur. Farklı işkollarından fabrikaların delegelerinin yanı sıra, üç sosyalist partiye üçer delegelik verilir. İşçi Temsilcileri Sovyeti kendi misyonunu, “Hareketi yönetmek, her türlü tekil eyleme ya da ayrı ayrı görüşmelere karşı çıkmak, işçilerin disiplinini sağlamak, iş başı yapıp yapmamaya karar vermek” (1) olarak tanımlar. 1905 ortalarındaki ekonomik istemli grevlere artık siyasal hedefler eklenmiştir. (Genel kişi ve yurttaşlık özgürlüğü, herkese seçme hakkı, kurucu meclisin kurulması vb.)

Tüm toplumu derinden etkileyen bu gelişme karşısında otokratik iktidar geri adım atmak zorunda kalsa da, çok geçmeden saldırıya geçer. Bunun üzerine Moskova başta olmak üzere ayaklanmalar gerçekleşir. Kimi taşra kentlerinde sovyet iktidarları ilan edilir. 8 saatlik iş gününün yasalaşması başta olmak üzere birtakım kararları alarak uygulamaya başlarlar.

Koşullar yeterince olgunlaşmadığı için işçi sınıfının büyük bir yiğitlik ve fedakarlık sergilediği bu ayaklanma yenilgiye uğrasa da, Rusya’da sınıf hareketi artık farklı bir evreye girmiştir.  Sonrasında sınıf hareketi inişli çıkışlı bir seyir izlese de, emperyalist savaşın getirdiği ağır yıkımla birlikte işçi sınıfı yeniden grevlerle mücadele sahnesine çıkar. Ve beklenmedik bir zamanda ve biçimde devrim kendiliğinden patlak verir. 1917 Şubat Devrimi’yle, Rus işçi sınıfının tarihsel ve sınıfsal bilincinin ürünü olarak sovyetler yeniden kurulur. 

Parti ve sovyetler

Devrimci sınıf mücadelesinde yeni bir deneyim olan İşçi Temsilcileri Sovyetleri, başlangıçta siyasal özneler arasında tartışmalara yol açmıştır. Bolşevikler arasında da sovyetlere mesafeli yaklaşanlar vardır. Süreci dikkatle izleyen Lenin, 1905 yılında kaleme aldığı “Görevlerimiz ve İşçi Vekilleri Sovyeti” (2) başlıklı yazıda, parti ile sovyet arasındaki ilişkiyi tanımlamış ve sovyetlerin gelecekte taşıyabileceği işleve ilişkin düşüncelerini erken bir tarihte ortaya koymuştur:

“Bana öyle görünüyor ki, Radin yoldaş, Novaya Jizn’de ‘İşçi Vekilleri Sovyeti mi, Parti mi?’ sorusunu atmakla bir yanlış yapıyor. Sorunu bu şekilde koymak bence yanlıştır ve karar hiç kuşkusuz hem İşçi Vekilleri Sovyeti hem Parti olmalıdır. Tek soru (ve bu çok önemli bir sorudur) Sovyetin görevleri ile Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin görevlerini nasıl birbirinden ayırmak ve nasıl birleştirmek gerektiğidir.”

Partinin misyonu ile sovyetlerin işlevinin tanımlandığı bu yazıda Lenin, İşçi Vekilleri Sovyeti’nin sosyal demokrat programı kabul etmesini talep etmenin sakıncalı olduğunu dile getirir. Mücadeleye önderlik etmek için parti ve sovyetin “eşit derecede” gerekli olduğunu ifade eder. Politik bakımdan İşçi Vekilleri Sovyeti’nin bir geçici devrimci hükümetin rüşeymi olarak görülmesi gerektiğini söyler.

Etkin ve yaygın sınıf örgütlenmeleri

1905 Devrimi’nden sonra Bolşevikler, sınıfı devrime ve partiye kazanabilmek için farklı araçları kullanırlar. En küçük bir imkanı bile büyük bir yaratıcılıkla etkin bir şekilde değerlendirirler. Sendikalar, sosyal sigortalar kurumu, fabrika komiteleri öne çıkan sınıf örgütlenmeleri olur. Bolşevik parti bu örgütlere müdahale ederek sınıfın öz örgütlenmelerinin gelişimini güçlendirirken, sınıf kitleleri içinde Bolşevik partinin etkisini de gün geçtikçe artırır.

Çarlığın baskıcı ve yasakçı politikaları, genelde sendikaların geri planda kalmasına, başlıca örgütlenme biçimi olarak grev komitelerinin öne çıkmasına yol açar. 1905 Devrimi sırasında işçilerin yalnızca %7’si sendikalıdır. Sendikaların etkinliğinin sınırlılığına rağmen, Bolşevikler bu aracı da işlevsel bir şekilde değerlendirirler. 1913 yılında Petersburg Metal İşçileri Sendikası yönetimindeki 14 kişiden 10’u Bolşevik iken, Haziran 1914’de 18 sendikanın 14’ü Bolşeviklerin denetimindedir. Moskova’da ise 13 sendikanın 10’u Bolşevikleri desteklemektedir. (3)

Bolşeviklerin en küçük imkanı değerlendirmelerine ilişkin çarpıcı bir başka örnek sigortalar kurumudur. Devrimcilerin işçi sınıfı içindeki etkilerini azaltma hedefiyle Çarlık rejimi kaza ve hastalıkla ilgili iki ayrı sigorta yasası gündeme getirir. Ancak kapsamı oldukça dardır, sanayi işçilerinin sınırlı bir kesimini kapsamaktadır. Sigorta sorununu gündemlerine alan Bolşevikler, kapsamlı bir kampanyayı örgütlerler. Sigorta fonunun yönetiminde işçilerin tam denetimi, fonun kapsamının genişletilmesi, işverenin yükümlülüğünün arttırılması vb. talepleri öne sürerler. En önemlisi de, yürütülen çalışmayı devrim programına bağlarlar. Yasayı anlatmak ve sigorta fonuna işçilerin temsilcilerini seçmek amacıyla gazete çıkartır, kitle toplantıları düzenler, gösteri ve grevler örgütlerler. Böylece yüz binlerce işçiyi harekete geçirerek, Bolşevikleri destekleyen geniş işçi ağları yaratırlar. Savaşın başlamasının ardından kitle hareketinin geriye çekildiği süreçte iki milyon üyeye sahip olan sigorta fonları, Bolşeviklerin en işlevsel değerlendirdikleri araç haline gelir. (4)

Fabrika komiteleri ise bir diğer etkin örgütlenme biçimidir. İşçi hareketinin ilk dönemlerinde ortaya çıkan fabrika komitelerinin neredeyse tüm fabrikalarda kurulacak ölçüde yaygınlık göstermesi ve ekonomik istemlerin ötesine geçerek üretimin kontrolü hedefini taşımaları 1917 Şubat Devrimi’ne dayanır. Devrimin coşkunluğu içinde işçiler, üretimde söz ve karar sahibi olmak isterler. Şubat Devrimi’nin ardından İşçi Temsilcileri Sovyeti’nin iş başı yapma kararı almasına rağmen, 8 saatlik iş günü ve ücret artışı olmadığı koşullarda iş başı yapmayı reddederler.

Bolşevikler, fabrika komitelerindeki etkinliklerine dayanarak sovyetlere ve sendikalara müdahalelerini güçlendirirler. Fabrika komiteleri sovyetlerden çok daha radikal tutumlar alır. İşçi kontrolü konusunda taktik tutumlarını ortaya koyan Bolşevikler, “kontrolün iktidarın boşluğunda boş bir terim” olduğunu vurgularlar. Bu konuda Lenin şunları söyler: “Gerçekte bütün bir kontrol sorunu, sonuç itibariyle kimin kimi kontrol ettiği meselesinde, yani hangi sınıfın kontrol ettiği ve hangisinin kontrol edildiği meselesinde ifade bulur. Cesurca ve bir daha değiştirilemez bir biçimde, eskiden kopmaktan ve yeniyi inşa etmekten korkmadan, toprak ağalarının ve kapitalistlerin üzerinde işçilerin ve köylülerin kontrolünün tesis edildiği bir duruma geçmeliyiz.” (5)

Güçlenen fabrika komiteleri, Bolşeviklerin sovyetlerde en temel dayanağına dönüşür.

İktidar organı olarak sovyetler

Şubat 1917’de gerçekleşen devrimin ardından ikili iktidar oluşur. 1905 Devrimi’nin mirası üzerinden oluşturulan sovyetlerin yanı sıra burjuvazinin denetiminde Geçici Hükümet kurulur. 1905’ten farklı olarak, İşçi Temsilcileri Sovyetleri’nin  hemen ardından Asker Temsilcileri Sovyetleri de oluşmuştur. Savaşın yıkımıyla birlikte örgütlenen, çoğunluğu yoksul köylülerin oluşturduğu Asker Temsilcileri Sovyetleri devrimin temel güçlerinden biri olur. Devrimin ardından köylerde kırda sovyetleri oluşturma yönünde adımlar atılır.

Petersburg Sovyeti merkezi bir rol üstlenirken, diğer kentlerde de sovyetler kurulur. 1905 yılında sınıf hareketini birleştirmek ve grevleri yönetmek amacıyla kurulan Sovyetler, 1917 Şubatı’ndan sonra yönetim organı misyonu taşırlar. Kamu yaşamını yeniden düzenleme yükümlülüğü ile adımlar atarak, alta doğru örgütlenmelerini güçlendirmek için komisyonlar kurarlar. Ancak, devrimin karakteri gerekçesiyle sovyetlerin geçici hükümeti destekleme kararı alması, bu adımları da sekteye uğratır.

Nisan ayında Rusya’ya dönen Lenin’in çağrısı çok nettir: “Bütün iktidar sovyetlere!” Lenin Bolşevikleri bu düşünceye kazanır ve işçi sınıfı içinde örgütlülüğü güçlendirmeye dönük hazırlıklar yoğunlaştırılır. Sancılı geçen sekiz ayın ardından, ikili iktidara son verilir. İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetleri iktidarı alırlar.

“En küçükleri de dahil olmak üzere, Sovyet örgütlerinden her biri yerel nitelikteki sorunlarda tamamen özerk olmakla birlikte merkezi iktidarın kararnamelerine, kararların ve bağlı bulundukları daha büyük Sovyet örgütlerinin kararlarına uygun faaliyet gösterirler. Böylece bütün uzantıları arasında tam bir uyum bulunan tutarlı bir Sovyet cumhuriyeti yaratılmıştır.” (6)

Ekim Devrimi ile birlikte kurulan İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’ne dayalı cumhuriyet, tümüyle yeni tipte bir devletin adıdır. Sovyetler, kendinden önceki birikim ve deneyimlerden beslenmiş, fakat onları kat be kat aşmıştır. İşçilerin ürettikleri gibi yönetebileceklerini, söz-yetki ve karar sahibi olabileceklerini ve tam anlamıyla işçi demokrasisinin uygulanabileceğini Ekim Devrimi ve sonrasındaki süreç tüm yalınlığıyla göstermiştir. Çok yönlü kuşatma sonucu Sovyet iktidarının yıkılmış olması, ne Ekim Devrimi’nin ne de yeni tipte işçi devletinin tarihsel önemini azaltabilir.

1- Rusya’da Sovyetler (1905-1921), Oscar Anweiler

2- Lenin, Seçme Yazılar, Devrim demokrasi sosyalizm, Yordam Yayıncılık, s.139

3- Partinin İnşası, Tony Cliff, s.353

4- Partinin İnşası, Tony Cliff, s.354

5- Bütün İktidar Sovyetlere, Tony Cliff, s.276

6- Bolşevik Devrimi, E. H. Carr, C.1, s.128

(Türkiye Komünist İşçi Partisi (TKİP) Merkez Yayın Organı EKİM'in Ocak 2018 tarihli 305. sayısından alınmıştır)